Bir süredir kendime aynı soruyu farklı şekillerde soruyorum: Değişen dünyaya gerçekten uyum sağlıyor muyum, yoksa eski alışkanlıklarımla yeni bir hayat kurmaya mı çalışıyorum? Kendimce yazan,çizen biri olarak sosyal hesaplarımda quantity’den çok quality anlayışıyla ilerliyorum. Dijital ayak izimi de zaman zaman Google üzerinden kontrol ediyorum. Eskiden Ekşi Sözlük’e bakardım; hâlâ zaman zaman başvuruyorum. Merak etmek, araştırmak...Read More
Tasarruf Etmek Yetmez, Doğru Yönetmek Gerekir Ekonomik dalgalanmaların etkisini ben de hissediyorum. Gerektiğinde harcamalarımı kısıyor, lüks tüketimimi erteliyorum. Ancak risk yönetiminin en önemli parçası olan sigorta güvencelerimi korumaya devam ediyorum. Benim danışmanlık anlayışım ise yalnızca bir ürün önermek değildir. Amacım; riskleri birlikte analiz etmek, finansal farkındalığı artırmak ve her bireyin veya kurumun kendi yaşamına uygun...Read More
Kendimi tekrar etmemek adına son dönem farklı mecralarda paylaştıklarımdan bir demet bırakıyorum. Yüksek performanslı ekiplerin nasıl inşa edildiğini görmek isteyenler için Filenin Sultanları ve Daniele Santarelli yine önemli bir örnek sunuyor. ✔️ Güçlü liderlik ✔️ Stratejik karar alma ✔️ Takım ruhu ve bağlılık ✔️ Yedekleme ve sürdürülebilirlik planı ✔️ Hatalardan öğrenme kültürü ✔️ Kriz sonrası...Read More
Hayat bana yıllar içinde birçok şey öğretti. Finans ve yönetim danışmanlığı yaptığım süreçlerde, farklı sektörlerden yüzlerce işletmeyle çalıştım. Sigorta sektöründe ise hem kurum tarafında hem de müşteri tarafında bulunma fırsatı yakaladım. Bu deneyimlerin sonunda fark ettiğim ortak bir gerçek var: İnsanlar genellikle kaybetme ihtimalini, kaybettikten sonra fark ediyor. Oysa hayatın en değişmez gerçeği belirsizlik. Ekonomik...Read More
Toplumların hafızası yalnızca tarih kitaplarında değil, atasözlerinde de saklıdır. Çünkü atasözleri; yüzyıllar boyunca yaşanmış korkuların, umutların, başarıların ve hayal kırıklıklarının kısa cümlelere dönüşmüş hâlidir. Ancak dikkat çekici olan şudur: Aynı toplum, birbirine tamamen zıt düşünceleri de atasözü hâline getirmiştir. Bir yanda: “Susmak altındır.” Diğer yanda: “Ağlamayan çocuğa meme vermezler.” Bir tarafta: “Sabrın sonu selamettir.” Öte...Read More
Bir zamanlar 1 Nisan, “kandırdım” diye biten küçük şakalarla gülümsemeyi hatırlatan bir gündü. Hayatın ciddiyetine kısa bir ara verilirdi o gün. Kollektifti, yüz yüzeydi, masumdu. Bir öğretmen sınıfa girer, tahtaya ters yazı yazardı. Bir başka gün poşetin içinden oyuncak bir kurbağa çıkarır, çocuklar önce korkar, sonra kahkahaya boğulurdu. Bir arkadaş çayın içine şeker yerine tuz...Read More
Bir düşünün. Aynı hayatın içinde; savaşları, küresel bir pandemiyi, yapay zekânın yükselişini, teknolojik sıçramalar ve ekonomik krizleri izledik. Sadece izlemekle kalmadık. Hepsini aynı zaman diliminde yaşadık. Üstelik insanlık tarihinde ilk kez, olayları yalnızca yaşamıyoruz; eş zamanlı olarak takip ediyoruz. Büyük ve sonu belirsiz bir çağ değişimi gördüğümüz. İnternet sayesinde artık tarih kitaplarının yazılmasını beklemiyoruz. Tarihin...Read More
Farklılıklarla Aynı Hayatta Kalabilmek O gün hafiften hasta gibiydim. Bedenimden çok, zihnim dağınıktı. Düşüncelerim yerli yerine oturmuyor, hiçbir cümle bir sonrakine tutunamıyordu. Okumakla uyumak arasında gidip gelen, yarı bilinçli bir hâl… Gece dörtte uyanmış, yedi buçukta yeniden yatmış, dokuzda kalkmıştım. Düzensiz uykunun bıraktığı tortu hâlâ üzerimdeyken kanepede zaman öldürürken, telefonda eski bir dosttan kalma bir...Read More
2025, gri alanlara tahammül etmeyi öğrenmemizi isteyen ve çok hızlı akan bir yıl oldu. Çürüme neredeyse her yere sızmıştı; gündelik hayatın içine, dile, bedene, ilişkilere. “Hak, hukuk, adalet” bu yıl en çok tekrarladığımız kelimelerdi. Umutla söyledik, beklentiyle söyledik, şikâyetle söyledik. Ben ise bu gürültü içinde küçük mutluluklara sığındım; büyük cümlelerin arasında hayatta kalmanın küçük yollarını...Read More
Makedonya’nın sert rüzgârıyla sertleşmiş hayatların hikâyesi, İzmir’in şehir hastanesinin beyaz koridorlarında yumuşuyordu. Önder Amca, yetmişli yaşların kırgın gülen yüzüyle annesinin başucunda otururken, göçün kokusunu, yokluğun isli hatıralarını taşıyordu üzerinde. Onların kültüründe, erkek evlat büyüğe bakmazsa evin onuru sarsılırdı; bu yüzden Önder’in sırtına düşen şey yük değil, nesilden nesle devredilen bir görev, kaderin omuza astığı görünmez...Read More
Son Yorumlar