2025, gri alanlara tahammül etmeyi öğrenmemizi isteyen ve çok hızlı akan bir yıl oldu. Çürüme neredeyse her yere sızmıştı; gündelik hayatın içine, dile, bedene, ilişkilere.
“Hak, hukuk, adalet” bu yıl en çok tekrarladığımız kelimelerdi. Umutla söyledik, beklentiyle söyledik, şikâyetle söyledik. Ben ise bu gürültü içinde küçük mutluluklara sığındım; büyük cümlelerin arasında hayatta kalmanın küçük yollarını aradım.
Mücadele ederken merhameti elden bırakmamaya çalıştım. Vicdanlı kalmanın bedenimi yorduğunu fark ettim. 2025, mideme ve bağırsaklarıma dokundu. Sofram değişti; dışarıda eskisi gibi yiyip içemez oldum. Karnımda bir simit var sanki; az yesem de gitmeyen, içimde kalan bir ağırlık gibi.
En çok gidenleri özledim. Bir de… beni. Kendimi.
Yeterince seyahat edemedim. Ama gittiğim yerlerde bana en iyi gelen yine dostluk ve yeşildi. Ah Karadeniz… Yeşilin insanı iyileştiren o sessiz gücü; konuşmadan, sormadan iyi eden hâli.
Dişlerimi korumak için tedavi oldum. Sabrım burada da kendini gösterdi. Dokuz aylık plak tedavisinin ardından şimdi tel aşamasındayım. Beklemek, katlanmak ve devam etmek… Hepsi aynı sürecin parçaları gibiydi.
Bel ve omuz fizik tedavisinden sonra esnemelerimi artırdım bu yıl; sabahları aksatmaz oldum. Son dönemde daha az yürüyebildim ama daha çok düşündüm. Beden yavaşlarken zihin hızlandı.
Sınırlarım daha da netleşti. Her şeyin “genel” olduğu bu zamanda özel kalmaya çalıştım. Yakınlaşmalarımı bilinçli seçtim: İstediğim için birlikte oldum; ihtiyacım olduğu için değil. Bu ayrımı yapmak, 2025’in bana bıraktığı en net kazanımlardan biri oldu.
Hafızamı diri tutmaya çalıştım. Dünyada olup biteni takip etmeyi aksatmadım. Abarttığımı söyleyen arkadaşlarım oldu; çünkü onları da bilgilendirdim. Bu benim için bilinçli bir sığınaktı: çoğalan öfkeden uzak, derinleşen bilgiye yakın durmak. Bilmek… Ve bilmenin cömertliği.
Sessizliğe sığındım: romanlara ve tarihe. Bugünlerde altmışlı yılları okuyorum. Hikâyeler sandığımız kadar farklı değil. Tarihsel döngü içinde söylenen “dört karakterde bir tekrar olur” kuralı yine işleyecek mi, göreceğiz. Bazen ChatGPT’ye soruyorum cevabı; “olursa ekonomik olur, yavaş olur ve savaş olmaz” diyor.
“Her şey değişip akmada, bu hâl beni hayran bırakmada.”
— Nâzım Hikmet
Umutluyum. Çünkü hiçbir gece tamamen karanlık değildir.
2025 bizden çok şey aldı. Yıprandık ve yeniden inşa etmeye çalıştık. Bazı zamanlar inancımıza yalnızca tanıklık edebildik; müdahale edemedik, değiştiremedik, sadece gördük.
Yılbaşına bir hafta kala suçlular salıverilirken, aylardır suçsuz öğrenciler ve özgür basın içerideydi. Kolay para kazananlar dışarıdaydı; gazeteciler içeride. Birkaç milyon, 85 milyonu harcıyor gibiydi ve bu durum baskıyı, kaygıyı, çaresizliği artırıyordu.
Unutmamak gerekiyor. Çünkü bazen sadece kalmak da bir direniştir.
Sanatçı Ahmet Güneştekin’in Yeniyıl yazısındaki sorusuyla giriyorum 2026’ya:
“Ben tanık olduğum bu hayata karşı ne yaptım?”
Az ama iyi gelen çoğalsın. Kaygılı ama umudu terk etmeden, mutlu ama körleşmeden… YZ hızlı sıçraması beklentisi ve dikey uzmanlaşarak 2026’yı birlikte düşünelim. Hadi…
Heyecanımız eksilmesin.


