Aynı Toplumda Yaşıyoruz Ama Aynı Dünyada Değiliz

Toplumların hafızası yalnızca tarih kitaplarında değil, atasözlerinde de saklıdır. Çünkü atasözleri; yüzyıllar boyunca yaşanmış korkuların, umutların, başarıların ve hayal kırıklıklarının kısa cümlelere dönüşmüş hâlidir. Ancak dikkat çekici olan şudur: Aynı toplum, birbirine tamamen zıt düşünceleri de atasözü hâline getirmiştir.

Bir yanda:
“Susmak altındır.”

Diğer yanda:
“Ağlamayan çocuğa meme vermezler.”

Bir tarafta:
“Sabrın sonu selamettir.”

Öte tarafta:
“Demir tavında dövülür.”

reyhankocabalYani aynı kültür hem beklemeyi öğütler hem fırsatı kaçırmamayı…
Hem susmayı öğütler hem hakkını aramayı…
Hem kanaati över hem mücadeleyi kutsar.

Bu bir çelişki değil; toplumun tek sesli olmadığının kanıtıdır. Çünkü toplum dediğimiz yapı, aynı düşünen insanların bütünü değildir. İçinde korkak da vardır cesur da… Sabırlı da vardır aceleci de… Gelenekçi de vardır yenilikçi de…

Atasözleri aslında toplumdaki farklı karakterlerin, farklı hayat deneyimlerinin ve farklı dünya görüşlerinin ortak arşividir. Fakirliği yaşamış bir kuşak “Ayağını yorganına göre uzat” derken, yokluktan çıkıp başarıya ulaşan başka bir kuşak “Risk almayan kazanamaz” düşüncesini büyütür. Bu yüzden atasözleri kesin doğrular sunmaz. Hayatın aynı olay karşısında farklı sonuçlar doğurabileceğini anlatır. Çünkü bazen sabretmek kazandırır, bazen hızlı davranmak… Bazen susmak insanı korur, bazen konuşmak hayat kurtarır.

Asıl mesele burada başlar:
Toplum sana bütün ihtimalleri söyler.
Doğruyu seçmek ise sana kalır.

İnsan olgunlaştıkça şunu fark eder: Hayatta herkesin işine yarayan tek bir doğru yoktur. Aynı cümle bir insanı kurtarırken başka bir insanı batırabilir. Bu nedenle bilgelik, atasözlerini ezberlemek değil; hangi durumda hangisinin geçerli olduğunu anlayabilmektir.

Bugün yaşadığımız çağ ise bu dengeyi daha da zorlaştırıyor. Çünkü artık toplumlar yalnızca fikir ayrılıkları yaşamıyor; ortak dilini, ortak kültürünü ve ortak hafızasını da kaybetmeye başlıyor.

Eskiden kuşaklar aynı hikâyelerle büyürdü. Aynı türküleri bilir, aynı atasözlerini duyar, benzer hayat mücadelelerinden geçerdi. Şimdi ise herkes farklı bir ekranın, farklı bir algoritmanın ve farklı bir dünyanın içinde yaşıyor. Aynı evde yaşayan insanlar bile aynı toplumsal gerçekliği paylaşmıyor.

reyhankocabalBu yüzden artık insanlar uzun vadeli değerlerden çok kısa süreli başarıların peşine düşüyor.
Kalıcı olmak yerine görünür olmak…
Derinleşmek yerine hızlı sonuç almak…
İnşa etmek yerine sürekli yeniden başlamak…

Modern çağın en büyük baskılarından biri de burada ortaya çıkıyor:
Hızlı ol.
Çabuk kazan.
Hemen görünür ol.
Bekleme.

Bu durum yalnızca ekonomiyi değil, insan ilişkilerini ve karakterleri de değiştiriyor. Sabır, sadakat ve aidiyet gibi kavramlar zayıflarken; hız, bireysellik ve anlık tatmin daha güçlü hâle geliyor.

Belki de bu yüzden artık ortak geleceğe inanmakta zorlanan toplumlar oluşuyor. Çünkü ortak dil zayıfladığında, insanlar aynı yarına da inanmamaya başlıyor. Herkes kendi küçük güvenli alanını kurmaya çalışıyor.

Bu durum ailelerde bile görülüyor. Aynı evde büyüyen iki kardeşin tamamen farklı
karakterlere sahip olması bunun en somut örneklerinden biridir.

Bir kardeş risk alır, diğeri korkar.
Biri suskun olur, diğeri asi.
Biri aileye benzer, diğeri aileye rağmen kendini kurar.

Çünkü aynı aile içinde bile herkes aynı hayatı yaşamaz.

Otoriter bir baba, bir çocuğa “güçlü olmalıyım” duygusu verirken; diğer çocuğa “sessiz kalırsam hayatta kalırım” refleksi bırakabilir. Aynı olay, iki farklı ruh hâlinde iki farklı karakter üretir.

Bu yüzden psikoloji ve sosyolojide önemli bir yaklaşım vardır:

“İnsan, yaşadığı olaylardan çok; o olayları nasıl anlamlandırdığıyla şekillenir.”

reyhankocabalAtasözleriyle kardeşler arasındaki benzerlik de tam burada ortaya çıkar. Aynı toplum içinde birbirine zıt atasözlerinin yaşaması neyse, aynı aile içinde birbirine zıt karakterlerin büyümesi de odur.

Çünkü hayat tek tip insan üretmez.

Wolfgang Mieder’in söylediği gibi:

“Proverbs are as contradictory as life itself.”
“Atasözleri hayatın kendisi kadar çelişkilidir.”

Belki de mesele hiçbir zaman “hangi söz doğru?” sorusu değildi. Asıl mesele; hangi dönemde, hangi şartta, hangi karakter için hangi doğrunun işe yaradığını anlayabilmektir.

Ve belki de bugün toplumların yeniden ihtiyaç duyduğu şey tam olarak budur:
Ortak düşünmek zorunda kalmadan ortak bir gelecek hayal edebilmek
Farklı karakterlere rağmen aynı toplumda yaşayabilmek…
Hız çağında bile anlamı kaybetmemek…

Çünkü hayat hâlâ tek cümleyle açıklanamayacak kadar karmaşık.

Reyhan KocabalReyhan Kocabal

1 Response
  1. Filiz Başaran

    ​”Blogunu keyifle okuyorum yine Harika bir yazı olmuş. Eline sağlık. Maalesef günümüzde bazıları, karşısındaki kişinin enerjisini ve ‘görünürlüğünü’ kendi alanı için bir tehdit sanıp sürekli ona ‘Sus’ demeyi bir hak görüyor. Hayat tam da dediğin gibi tek tip insan üretmiyor; kiminin payına coşkuyla konuşmak, kiminin payına ise sadece sınırları zorlamak düşüyor.”

Yorumlar