BAYRAM

Heyecan yoksa bayram nedir ki?  Sadece tatil fırsatı.

Benim bayramım oldu. Olamadı, adı tatil oldu.

Erkenden uyanış, yatakta birbirimize misafir olmalar, yatak sohbetleri…

Uzun ve kalabalık kahvaltı masalarının hazırlanması, erkeklerin namaza gitmesi, dedenin gelirken mis gibi kokan taze ekmek, simit alması…

Tabi ki kahvaltının kralı mıhlama. “Dibini kim yiyecek acaba” kavgası. Babaanne tahta kaşığı ile adil dağıtmaya çalışır çoğunlukla. İkinciyi de yapardı hiç üşenmeden ancak ilkinin lezzeti olmazdı, doyduğumuz için galiba biraz da. Özünde bakır kalaylı tavada yavaş yavaş pişmesi makbuldür mıhlamanın. Tereyağı üzerinde dans ettiğinde pişmiştir.

Bayram öncesi günlerce arkadaş, anneler arasında imece usulü yapılan hazırlıklar: börekler, sarmalar, baklavalar…

Her anne mükemmel aşçıdır ancak bu imece yardımlaşmalar aslında bir paylaşım, sohbet, dertleşme ortamı yaratan ve oruç zamanı ezan vaktinin gelmesini hızlandıran aktivitelerdir.

Baklava hem serme hem burmalı olacak. Her zevke her gönle hitap eden. Yemekten önce tepsi basında atıştırmalıklar, yedikten sonra ara ara ne kadar kaldı takip etmelerimiz vardı bizim. Kim daha çok yedi takibi eğlenceye dönüştürürdük.

Sarmalar ince uzun mutlaka fındık ve kuş üzüm katkılı kendi asmamızdan toplanan taptaze yapraklardan. Rengi de başkadır. Hep kara hem de çavuş üzüm yaprakları karışır tencerede, lezzeti arttırır. Börek peynirli makbuldü bizde. Kıyma, anne köftesi için çocuklara hazırlanır,

Etli lahana sarması başkadır. İsteyen bol yeşil salata isteyen evde yapılmış anne yoğurdu ile afiyetle yerdi. Komposto, dedeler için hep hazırdır; kayısıdan, mevsimine göre vişneden.

Çorba olacak, pilav olacak mutlaka. Benim favorim yayla. Torunlar babaanne tarhanası sevdiklerinden tarhana hep yapılır. Her öğüne ayrı bir Türk yemeği taze yapılır.

Taze kahveler misafir şekeri, çikolata, badem, şeker (annem çok sever) ayrı ayrı alınır hazırlanırdı. Haftalar öncesinden annem bozuk para biriktirmeye başlardı odasındaki çekmecede, örtü altında. Bunu bilen hiç tanımadığımız mahalleden çocuklar gelirdi kapıya gruplar hâlinde. Paralar kısa sürede bittiğinde annem kızardı babama, “az getirdin bana bozuk para” şeklinde hep söylenirdi.

Babam son dönemlerinde çok kilo verdi ve zor yürüyordu. 1 kilo yük taşıyamaz olduğu zamanlarda biraz sohbet etmek insan görmek için ekmeğini kendisi almaya gidecek, dönüşte o bayram çocukları babama eşlik edecek, poşetini taşıyacaktı. Zihnimde hiç unutamayacağım bir fotoğraftır bu.

Salonu, salamanjesi, misafir odası dolan evde bize oturacak yer kalmadığını çok bilirim. Gündüz hizmet etmekten geceleri konuşacak hâlimiz kalmazdı balkonda esen rüzgârın altında.

Bahçede girişte çardak altı güzel olurdu akşam üzerleri sohbet etmek, serinlemek ve meyveleri toplamak için. Bahçe sulanırdı her akşam. Evi çevreleyen beton yollar sürekli yıkanırdı bal dök yala misali. Bizim için çoğunlukla oyundu.

“Hanım yeter su parası yine çok gelecek. Manavdan alsak yiyemeyiz o tutarda meyveleri” derdi babam. Meyveleri dalından koparma zevki içi harcanan onca emek ve maddi kaynak. Hayat bu.

Şimdilerde herkesin şehirden kaçarak yapmak istediğini biz zaten yaşamıştık.

Ata evi yoksa bayramın anlamı yok. Heyecanı da yok. Sence?

Reyhan KocabalReyhan Kocabal

2 Responses
  1. Filiz Toprak

    Canım Reyhancım , ne güzel yazmışsın ellerine sağlık,
    Bencede bayramın tadı eskisi gibi değil neydi o çocukluğumuzun bayramları zaman mı değişti biz mi yaşlandık yine de sağlık olsun demeli ne gelir elden.
    İyi bayramlara….

Yorumlar