Arada Bir Yerde

Arada Bir Yerde

Ya hayat var, ya ölüm… İkisinin arasında bir yer yok. Pişman olmadan farklı hayatlar yaşayabilmeliyiz.

Acıyı hissetmek, hayatı yaşamayı değerli kılıyor. Sevgi ölmez, aşk ölmez.

Bir şeylerden vazgeçmeyi sevmediğimi farkettim. Bazı şeyler onarılamaz. Bu belki de sevildiğinden daha çok sevmek durumudur.

Şimdi dünyam hayal ve ölüm. İmkansız hayaller yaşarken yangınlar var. Aşksız yapamam. Aşk dediğim şey sadece bir kimseye değil, birçok şeye duyduğum olay; acıyla yoğrulup sabırla bilene kadar çıkalım sokağa, aksiyon öğrenmeye, üzerinde derin düşünmeye ve paylaşmaya doğru yöneleceğiz. Bazen pozitifi çoğaltmak, negatifi azaltmaktan çok daha fazla toplam etki yaratabiliyor. Güçlü taraflarımıza güvenelim yeter ki!

İnsanın gizli bir tebessümle hatırlayacağı anıları olmalı.

“Hayata hep eklesek hiç çıkarmasak… mümkün olsa nasıl olurdu?” diye soruyordu  gazetede.

En güzel anları yüreğime işlemeye çalışırım; anın tadı. Belki de bu nedenle azdır fotoğrafım.

Mümkün oldukça anın tadını yaşadık keyfimizi aldık, kimseye bakmadık, kendimize baktık.

Hislerimizin önemi, kendimizin önemi asıl olan. Kelimeleri söylerken duymak lazım.

Bazı anlar kaydedilemez; nefesin kesilmesi, kalbin anlık durması, gözün dolması kaydedilemez değil mi? O halde hayata bırakalım kendimizi, kabulle. Kendi sesimizi bulmadan sevdiğin bir temayı bulabilmek; asıl mesele bu.

“Nasıl yaşamam gerektiğini anlamaya başladığımda, nasıl ölmekte olduğumu gördüm.”Leonardo da Vinci

En güzel duygular kendime itiraflarım, farkettiklerim, öğrendiklerim, şükürlerim, özlemlerim…

Yazarım; bazen yaşarım. Yaşadıklarımı da yazarım, yazmazsan çatlarım. Yazmak; bitmeyen merakla, artan sorguyla meditasyon benim için. Fikir verdiklerimiz bizim eksikliklerimizmiş aslında; demek ki oraları daha fazla beslemeliyim. Bu değerle neden bu fedakarlığı yapmayayım?

Acı, derin boşluk;  sanat ve yaratıcılık için bir tema olabiliyormuş. Aşkı en fazla hissettiğimiz yere gitsek. Anılar, düşler, düşünceler… Bu sabahların bir anlamı olmalı, değil mi?

Bir pencereden bakıyor gibiyim hayata. Diyorlar ki bu koşturmalı hayatta boş duvara iki saat bakabilmek büyük zenginlik. Önemli olan kendinle baş başa kalabilmek, tercihli yalnızlığın kıymeti bu. Bazen sadece durmak düşünmek lazım kendimizle; şanslıyım kendimle baş başa kalabilenlerdenim.

Bu iki yılı geçen pandemi döneminde öz-saygı, öz-sevgi ve öz-güven sorunsalı kapladı dört yanı. İyileştirmeye kendimizden başlamalıyız. Hiçbir şeyi halının altına süpürmeden kabul etmeliyiz .

O sebeple zannetmeyeceksin; soracaksın, konuşacaksın, kabul edeceksin.

Yeni fikirlerin kalmadıysa eski fikirlerini büyüt.

Büyüdüm ben: artık  her şey olabilir diyorum ve hiçbir şeye şaşırmıyorum. Yeter ki tevazu, merhamet, merak ve cesaret beni bırakmasın. İnsan hafızası kötü duyguları siler sadece iyiler kalırmış.

Hayat vazgeçmek değil unutmamaktır.

“Hayat insanın cesaretine göre büyür veya küçülür.”Anais Nin

Bu dünyadaki acıları nereye koymalıyız? Acı çekerken sert olursam kaybolurum.

Birini kaybettiğimde fotograflarına bakamam, gözlerine hiç bakamam. Yaşadıklarıma şükrederim, anıları hatırlar gülümserim, bazen de ağlarım. Bu sebepledir bazı sihirli anlara anlam yüklemeyi seviyorum ve hiç bitmeyecek sandığım mutluluklar yaşıyorum; kötü olmayı göze alacak kadar iyi olmak  gibi.

Canlı ya da hayalet ikisi birden olmaz; karar vermeliyiz. Sonucun ne olacağına, Kızılderili dedenin torununa anlattığı hikayede olduğu gibi. “Göğsünde mücadele eden iyi ve kötü kurttan hangisinin kazanacağı, hangisini beslediğimize bağlı olacak.”

Sizin de hiç tutunamadığınız zamanlar oldu mu? Elinizden kayıp gidenler, çaresizlik, çokken tek kaldınız mı? …

“A such a perfect day, you keep me hangin on”  Lou Leed dinlemek iyi gelebilir…

Reyhan KocabalReyhan Kocabal

 

Yorumlar