Eski normal, yeni normal sırada ne var?

Eski normal, yeni normal sırada ne var?

Hayat akıyor eve kapandı dünya. Şehirler yalnızlaştı.

Kalabalıklığından şikayet ettiğimiz İstanbul’un sokaklarını  insansız gördüğümde gözlerim doldu. Tam da bu zamanlar insanın kendisiyle hesaplaşma, tanışma, kavuşma, ayrılma zamanı.  İnsanlar büyümüş ve tamamlanmış gibi sanki.

Kaygı, korku, risk, önlemler, belirsizlik, farkındalık, yalnızlık, market alışveriş çılgınlığı vs vs.

İzole ve ara ara karantinalı günleri yaşarken aklımızda deli sorular.

Çok belirsiz ve olumsuz senaryolar var. Tek gerçek: hiçbir şeyin eskisi gibi olmayacağında mutabık herkes.

Konuşmanın hiçbir şeye değmeyeceği anlar oluyor. Aldığımız cevaptan daha önemlisi sorduğumuz sorular. Bütün çiçekler açar bir gün, önemli olan sabırla beklemek, kendimizi keşfetmek.

Biz aynı mı kalacağız?

Aşı ne zaman bulunur? Aşıya kadar böyle izole yaşamaya devam etmek en iyisi gibi duruyor. İkinci, üçüncü dalga gelir mi?

Sıcaklarda  azalacak mı? Sonrası nasıl? Ne zaman? Kim gidecek kim kalacak? Belirsiz…Umut hep var.

Dünya yavaşladı tek olumlu faktör doğa kendini yeniliyor, canlanıyor.

Dünya ve  zavallı ülkem bunun altından kalkabilecek mi?
Yaşayacağız ve göreceğiz veya habersiz acı içinde ölecek miyiz?

Her zamanki gibi bununla da baş edebilecek miyim? Güçlü kalabilecek miyim?

Özenle sakladığım yazışmalarımın kazara silinmesi bir işaret midir?

Sonrası var mıydı yani hep böyle mi yaşanacak maske, mesafe (hijyen yazmıyorum bizde durum yeni değil). İçinde bulunduğumuz günler çağ değişikliği  midir?

Zorunlu sanala mı geçtik. Sanalda her şey mümkün mü?

İnsan tek ve ayrı kalamaz. Uzaktan sevemez. Milyon renkli ekrana sarılamaz. İnsan insanla çoğalır. Fazlası haline gelir. Dünkü insandan fazlası, yarınkinden azı.

“Hedeflememiz gereken, içsel değerlerimizi araştırmak ve bulduktan sonra cesaretle eyleme geçirmektir.”

der Boris Cyrulnik  Sandıktaki Değerler yazısında :

“Salgın sona erdiğinde, birlikte yaşamanın yeni bir yolunu geliştirmemize yardımcı olacak eski değerlerin tozunu aldığımızı göreceğiz. Derin değişiklikler olacak, bu bir kuraldır.’’

 

Bu izole günlerde dolunayda yazdığım duamdır:

“İyileşeceğimizi hissediyorum ve niyet ediyorum. Değişim, dönüşüm yaratıcılığın artmasına niyet ediyorum. Sevginin, iyiliğin  kazanmasını istiyorum.”

Hayatın kolaylaşmasına niyet ediyorum.

İnsan olmayı hatırlatmayı şükran duyarak yaşamayı…

Doğanın en büyük öğreti olduğunu kabul ediyorum.

Şifa, sabır, sevgi, biz olma, şükürle…

Kendime dönerek kendini  bulmak, gözler açık, kalp açık çok sağlıklı olarak…

Endişe korku bilinçli bol farkındalıklı…

Daha çok öğrenme, daha çok merakla…

Daha çok dinleme, daha çok yaratıcılık, özgün olma, sadeleşme, azla yetinme, paylaşma, doğru öncelikleri sıralayarak…

Gerçek ihtiyaçları tespit ederek, az harcayarak…

Çok spor az yemekle,

Çok sevgi, çok sanat, çok müzik, çok paylaşma ruhumu besleyerek……

“Hayat zorlaşınca

çıkmaz sokaklarda soluksuz kalınca

Azalınca manadan seyyar sevdalara parçalanınca

Dil yetmeyince, göz görmeyince, gönül hissetmeyince

Kırılınca camdan kalp, dönüp yalnızlığa kilitlenince

O zaman şarkı söylemek lazım avaz avaz

O zaman şarkı söylemeli çığlık çığlığa

O zaman yüreğin yükü hafifler belki biraz

O zaman şarkı söylemek lazım avaz avaz

Dert bitmeyince, bildiğin çektiğine yetmeyince, düşmanında kendini yakalayınca

Bir daha kin gütmeyince, dil yetmeyince, göz görmeyince, gönül hissetmeyince

Kırılınca camdan kalp, dönüp yalnızlığa kilitlenince

O zaman şarkı söylemek lazım avaz avaz

O zaman şarkı söylemeli çığlık çığlığa

O zaman yüreğin yükü hafifler belki biraz

O zaman şarkı söylemek lazım avaz avaz”

(Sezen Aksu)

Eski normal neydi? Kabul et geri gelmeyecek; bu hem iyi hem kötü…

Kendini tanımaya başladın mı? Özle bağlantı kurdun mu? Kendinle iletişim kurdun mu?

Ne öğretiyor bu süreç? Hangi parçalarını geliştirmen gerekiyor. Değiştiremeyeceğin durumlar için kabule hazır mısın?

Kendi oyununu yazacaksın; kendini baştan yaratman gerekmez, kendine baştan bir bakman yeterli.

Önemli olan güzel şeyler yapmaya devam etmek.

Bizi biz yapan doğrularımız ne?

Yapmaktan mutlu olduğumuz şeyler?

En iyi yol bildiğin yol mu?

Dayatmalar, rutinler boşuna mı? İstikamet neresi? Anladık ki sağlık her şey.

Sadeleşmek mi? Klişelerden uzaklaşmalı.

Neler olmadan yaşayamayız mesala? Farkında mısın?

Bütçeler tutmuyor mu? Olmazsa olmaz temellerimiz adalet ve sevgi bizi ayakta tutabilecek mi? İşbirliği ve ortak akıl mı? Yalnızlık mı?

Kendinle hesaplaştın mı? En önemlisi  kendinle dalga geçebiliyor musun? Korku ve endişeyi azaltmak için gülümsemeyi unutma.

“Belki şehre bir film gelir, bir güzel orman olur yazılarda, iklim değişir Akdeniz olur, gülümse…” Sezen Aksu

Michelle Obama’nın “Benim Hikayem” kitabı ile ilgili belgeseli izledim. Sonundaki cümleler bana iyi geldi. Diyor ki;

“Değişimin kendisi umuttur.”

Bölünmüş hissetmemeyi seviyorum. Birbirimize karşı dürüst olup gerçek hikayelerimizi paylaşabilirsek engelleri yıkabiliriz. Bunu yapabilmek için kendi hikayemizin değerini bilmeliyiz; savunmasız ve cesaretle. İnsanların daha iyisini istediğine dair umutlarım var. Kendileri için olmasa bile gelecek nesiller için. Bunun adı mutluluk.

Daha iyisini istemekle ilgili. Umut hep var. Tuzla buz olmadan, geç kalmadan Yapılabileceklerde -mış gibi yapmadan. Kalakalmak yerine mevcut koşullarda yapılabilecekleri düşünmek ve harekete geçmek daha faydalı diyor uzmanlar. Bilmek yetmez yeniden öğrenmek lazım…

‘Bir başka ülkeye, bir başka denize giderim’, dedin
‘bundan daha iyi bir başka şehir bulunur elbet.
Her çabam kaderin olumsuz bir yargısıyla karşı karşıya;
-bir
ceset gibi- gömülü kalbim.
Aklım daha ne kadar kalacak bu çorak ülkede?
Yüzümü nereye çevirsem, nereye baksam,
kara yıkıntılarını görüyorum ömrümün,
boşuna bunca yıl tükettiğim bu ülkede.’

Yeni bir ülke bulamazsın, başka bir deniz bulamazsın.
Bu şehir arkandan gelecektir.
Sen gene aynı sokaklarda dolaşacaksın,
aynı mahallede kocayacaksın;
aynı evlerde kır düşecek saçlarına.
Dönüp dolaşıp bu şehre geleceksin sonunda.
Başka bir şey umma-
Ömrünü nasıl tükettiysen burada, bu köşecikte,
öyle tükettin demektir bütün yeryüzünü de.

Konstantinos Kavafis

 

Reyhan KocabalReyhan Kocabal

 

Yorumlar