Dijital Çağda Tarihin Hızlanması_ Her Şeye Tanıklık Eden Nesil Biz miyiz?

Bir düşünün.

Aynı hayatın içinde; savaşları, küresel bir pandemiyi, yapay zekânın yükselişini, teknolojik sıçramalar ve ekonomik krizleri izledik. Sadece izlemekle kalmadık. Hepsini aynı zaman diliminde yaşadık. Üstelik insanlık tarihinde ilk kez, olayları yalnızca yaşamıyoruz; eş zamanlı olarak takip ediyoruz. Büyük ve sonu belirsiz bir çağ değişimi gördüğümüz.

İnternet sayesinde artık tarih kitaplarının yazılmasını beklemiyoruz. Tarihin yazıldığı anları, neredeyse canlı yayın gibi izliyoruz.

Değişimin hızı mı arttı, yoksa tanıklığımız mı?

Geçmişte dönüşümler bugünkü kadar hızlı hissedilmiyordu. Elektriğin geniş kitlelere ulaşması yaklaşık 10 yıl sürdü. Radyonun yaygınlaşması 38 yıl aldı. Televizyonun küresel ölçekte yayılması ise yine yaklaşık 10 yıl sürdü.

Bugün ise bir gelişme, birkaç saat içinde dünyanın her yerine yayılabiliyor. Tekelleşmelerin etkisiyle standartlaşmış bir küreselleşmeye gidiyor dünya tek tip kültür ve insan modeli. Emek sermaye ve insan hiç biri sınırsız değil; bütün ideolojiler çöküyor.

Bir ülkedeki kriz, bir laboratuvardaki keşif, bir teknolojik gelişme ya da bir savaş haberi… Hepsi aynı gün, aynı ekranın içinde hayatımıza giriyor.

İşte tam bu yüzden zihnimiz sürekli bir yoğunluk ve doygunluk hali yaşıyor.

Her yeni kriz, her yeni gelişme, şaşkınlık eşiğimizi biraz daha yukarı çekiyor. Bir kuşağın hafızası bu.

Biz aslında çok ilginç bir geçiş kuşağıyız. Çocukluğumuz analog dünyada geçti. Play tuşuna ve kayıt tuşuna aynı anda basarak kaset dolduran, radyodan şarkı kaydetmeye çalışan gençlerdik. Toplama kasetlerimiz vardı. Jetonlu telefonlarda sıra beklerdik. Birine ulaşmak bazen günler sürerdi.

Sonra bir gün internet geldi. Cep telefonları akıllandı. Dünya küçüldü.

Ve biz, farkında olmadan analog dünyadan dijital çağa geçen ilk nesil olduk.

Belki de bu yüzden değişimin hızını en güçlü hisseden kuşaklardan biriyiz.

Peki gerçekten tarih mi hızlandı?

Belki de mesele yalnızca hız değil. Belki de ilk kez insanlık, tarihi bu kadar yakından izliyor.

Eskiden olaylar olur, yıllar sonra anlatılırdı. Bugün ise olaylar olurken milyonlarca insan aynı anda tanıklık ediyor.

Bu durum bize bazen şu hissi veriyor:Sanki her şey aynı anda oluyor.Sanki dünya sürekli kriz halinde.

Ama gerçekte olan şey belki de şu: Tanıklığımızın yoğunluğu arttı. Tanıklık Etmek, Yükünü Taşımak Değildir.

Bütün bu bilgi akışı içinde en önemli soru şu:
Bu kadar şeye tanıklık ederken, zihnimizi nasıl koruyabiliriz?
Çünkü insan zihni sınırsız bilgi akışına göre evrimleşmedi. Bazen geri çekilmek gerekir.

Bazen sınır koymak. Bazen de sadece hayatın kendisine dönmek, “Birinin gökkuşağı olmak”

Bu yüzden mesele, dünyanın bütün gürültüsünü taşımak değil; enerjimizi gerçekten anlamlı olan şeylere yöneltebilmek. Bir işe başlamadan önce kendimize şu soruyu sormak belki de en
sağlıklısı:
“Elde edeceğim şey, harcadığım emeğe değecek mi?”

Çünkü hayat, her gelişmeye tepki vererek değil; değer verdiğimiz hedeflere odaklanarak anlam kazanır. Dünyanın en iyisi’ değil ‘dünya için en iyisi’ olmayı hedeflemek önemli.

Belki de dijital çağın içinde yapılabilecek en güçlü şey şudur:
Her şeye tanıklık ederken bile, kendi yolumuzu ve kendi hikâyemizi evrensel kuralllara uyarak yazmaya devam ediyoruz yeter ki sandalımız su almasın! Kim ve ne zaman bedelini ödeyecek bilinmez…

Daha Az Etkilenmek İçin Küçük Ama Güçlü Adımlar

Bilgi diyetinizi yönetin.
Her haberi takip etmek zorunda değilsiniz. Bilgi de fazlası zararlı olabilen bir tüketimdir.

Haber akışına zaman sınırı koyun.
Günün belirli saatleri dışında ekranlardan uzak kalmak zihni rahatlatır.

Gerçek hayatla bağ kurun.
Yürüyüş yapmak, doğada vakit geçirmek, yüz yüze sohbet etmek zihni dengeler.

Eyleme odaklanın.
Kontrol edemediğiniz küresel olaylar yerine, kontrol edebildiğiniz alanlara yönelin.

Duygusal mesafe geliştirin.
Tanıklık etmek ile o yükü taşımak aynı şey değildir.

Belki de biz gerçekten
tarihin tam ortasında yaşayan bir nesiliz.

Ama unutulmaması gereken bir şey var: Tarihi yalnızca izleyen değil,
kendi hayatının hikâyesini de yazan insanlarız.

 

Reyhan KocabalReyhan Kocabal

 

Yorumlar